MANEVİ YOLCULUKTA BİR YOL ARKADAŞI: “GÖNÜL KAPISINDA BİR ELİF”, NALAN GÜVEN

EDEBİYAT VE SANAT AKADEMİSİ / KİTAP ELEŞTİRİ VE ÖZETİ

YORUM : Sevim Kınalı

 

Manevi Yolculukta Bir Yol Arkadaşı: “Gönül Kapısında Bir Elif”, Nalan Güven

Bugünlerde; dünyanın, insanlığın tek ve en önemli gündemi Koronavirüs salgını. Bu küresel salgın nedeniyle ekranlarda, gazetelerde salgından korunmanın yollarına ve çeşitli kurallara uymanın önemine vurgu yapılıyor. Böyle ciddi bir salgında doğal olarak beden sağlığı öne çıkar. Ancak ruh sağlığının da önemine değinildiğini görüyoruz. Ruh

ve beden sağlığı bir bütündür. Biyolojik bağışıklığımız ne kadar önemliyse ruhsal bağışıklığımız da o derece önemlidir.
Karşılaştığımız zorluklar, dertler, sıkıntılar karşısında dirençli, inançlı, sabırlı olmak, ümitli olabilmek çok önemlidir. Manevi gücün önemi yadsınamaz. Bunun için ruhumuzu besleyecek, güçlü kılacak “gıdalara”da ihtiyacımız var. Manevi dünyamızı, fikir dünyamızı zenginleştirecek, sağlamlaştıracak doğru kaynakların, eserlerin önemli olduğu bir gerçek. Bu; bir roman, bir şiir, ilmî bir eser, engin bilgi birikimine sahip, gönül dünyası güzel olan biri olabilir.
Şair yazar Nalan Güven, son kitabı Gönül Kapısında Bir Elif adlı romanında, başkahramanı Elif’in dokunaklı hayat öyküsünü anlatırken aslında bizim de bazı yaralarımıza parmak basıyor ve merhem oluyor o yaralara. Yazar; Mevlana, Şems-i Tebrizi’nin gönül dostluğunu başarıyla harmanlamış Elif’in hikâyesiyle. Sadece Elif’in değil, arkadaşı Mine’nin, annesi Asiye’nin, dedesinin de hayatı bu gönül dostlarının manevi dünyasıyla harmanlanmış.
“… Konya hep gitmek istediğim ama gitmekten kaçındığım yerdi. Anlamı çok büyüktü bende. İçinde kapanmamış yaralarım vardı. Toprağında annem saklıydı…” (26.s.)
Elif, annesini anlatır, içindeki büyük boşluğu, derin yaralarını paylaşır bizlerle.Yaralarını paylaştıkça bizim de yaralarımız kanar ama sayfalar ilerledikçe yaralarına öyle bir deva keşfeder ki bizim de yaralarımıza deva olur adeta. Mevlânâ Hazretleri ve Şems-i Tebrizi’nin gönül dostluğu nasıl ki Elif’ i o karanlık kuyudan çıkarırsa bizi de çıkarır sanki. Hakikati görme yolculuğu uzun bir yolculuktur ama hakikatlerle buluşmaya değer. Gönül gözümüzün açılması için bu yolculuğa çıkmamız gerekir. Tıpkı Elif gibi, tıpkı Mine gibi…
“Yaradan’ın her verdiğinde mana içinde mana saklıdır. Kahrında da, lütfunda da hayır vardır. Hayat kitabını iyi okumak gerekir…” ( Mevlânâ Hz., 122.s.)
“Bizi ancak hakikat kurtarabilir.”                                                          ( Mevlânâ, 158.s.)

Bugüne kadar birçok yazar, Mevlânâ ve Şems-i Tebrizi’nin gönül dostluğundan ilham almış ve eserini bu güçlü gönül bağından esinlenerek kurgulamıştır. Ama sadece ilhamınızı güçlü bir yerden almakla eserinizi taçlandıramazsınız. Bana öyle geliyor ki bunun can alıcı noktası o ilham kaynağını ne kadar içselleştirdiğinizdir öncelikle. Tabii bir de ifade ve kurgu gücünü de unutmamak gerekir. Her biri önemli kilometre taşıdır bu içerikteki bir eseri ortaya koymada. Önce siz de o aşk yolculuğunun bir yolcusu olacaksınız.
Bazen, okuduğunuz bir eser fikrinize, gönlünüze öyle bir nüfuz eder ki baş ucu kitabı olarak zaman zaman göz atmak istersiniz altını çizdiğiniz satırlara. İlaç gibi gelir o satırlar. Bakış açınızı genişletir. Ferahlık verir ruhunuza.
Her toplum, kendi inanışları doğrultusunda yaşamaya, kendi dininin kutsal kitabından, çeşitli ilmî eserlerden, birtakım edebî eserlerden, ilim insanlarının ve düşünürlerin rehberliğinden feyzalarak maneviyatını güçlendirmeye çalışır. Bizim manevi yolculuğumuz; öncelikle Yaradan’ın kelamı olan Kur’anı-ı Kerim’le başlar, Peygamber efendimizin (sav) hadisi şerifleri ve ilmi eserlerle güçlenmeye devam eder. Bu mana yüklü yolculuk; şairlerin, düşünürlerin gönül dünyasına adım atarak daha da zenginleşir. Mesela Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli, Ahmet Yesevi… Mesela Mehmet Akif, Cemil Meriç… Belki okuduğumuz bir romandan, bir şiirden belki izlediğimiz bir filmden, dinlediğimiz bir konuşmadan ilham alırız. Manevi bağışıklığımız güçlenir böylece belki adım adım. Tabii Batılı düşünürlerin de fikir dünyaları ufuk açıcı olacaktır bu yolda yürürken. Bu vasıtaların her biri belki hayatın zorluklarına biraz daha göğüs germemize, tünelin sonundaki ışığı görmemize yardımcı olur ve o ışığın hep varolduğuna dair inancımızı güçlendirir.

         “Gönül Kapısında Bir Elif “, kırk yaşına değin geçmişiyle ilgili çeşitli soruların cevaplarını arayan Elif ‘in manevi yolculuğudur. Daha çok Elif ‘in sorularıyla karşı karşıya kalırız eser boyunca. Ama Elif bu arayış içindeyken, arkadaşı Mine ‘nin, annesinin ve babasının da acıklı yaşamlarına tanıklık ederiz. Yazar, sık sık geriye dönüş tekniğine başvurarak Elif ‘in çocukluğunda yaşadığı acıları ve mutlu anları gözler önüne serer. İnsanın içini ısıtan satırlar alıp götürür sizi:

“Annem de sabah gözünü açar açmaz ilk iş mutfağa koşturur; akşamdan içine suyunu doldurduğu, ocağın üzerinde duran çaydanlığın altını yakardı. (…) Yazın kısık ateşte ocakta, kışın da odun sobamızın üzerinde gün boyu çaydanlık fokurdardı. Demini almış çayı severdi. (…) Bir de tarhana vazgeçilmeziydi. Yaz – kış fark etmez pişirir, ılınmasını beklemeden kaşıklardı. Hep şaşırırdım hiç mi yanmıyor, diye. Meğer yangınların en büyüğünü yaşayacakmış! Nereden bilebilirdim ki!”                                                        (29.s)

Elif, annesinin içindeki yangını yıllar sonra idrak eder. Arkadaşı Mine ‘yle Konya ‘ya gitmesi aslında hem bu yangının sırrını hem de hayatın sırlarını çözmesi için bir dönüm noktası olur. Aslında belki bizler de hayatımıza dair bazı soruların cevaplarını yıllar sonra alırız. Bunu idrak etmenin belli bir vakti vardır. Bazen bizler de biri hakkında yanıldığımızı yıllar sonra anlayabilir ve bunun pişmanlığıyla yanabiliriz. Tıpkı Elif gibi. Gönül kapısındaki Elif gibi…Mevlânâ ve Şemsi Tebrizi ‘nin hikmet dolu sözleriyle Elif ‘in hayatındaki sır perdesi aralanır. Elif ve arkadaşı bu manevi yolun yolcuları olurlar.    ” Sabır ile pişerek, aşk ile yanarak, sır ile tüterek…” (128.s.)

Elif, çocukluğundan bu yaşa kadar biriktirdiği sorularının cevaplarını alarak yavaş yavaş bir uyanışın eşiğine gelir:

“Akıl edemediğim ne çok şey vardı… Ne çok hatalar… Ne çok pişmanlıklar…

Onca kayıplara, üzüntülere rağmen hayat bonkör davranmıştı bana. Oysa ne kadar az şükretmiştim.

Hamdedeceğim yerde nankörlük eden ben… Şimdi nedamet ateşinde yanmak ne gam! Her idrakin bir vakti vardı demek ki!”

( 123.s.)

Elif ‘in hikayesindeki keder, sevinç ve uyanış, Mevlânâ ve Şemsi Tebrizi ‘nin gönül dostluğuyla anlamlı bir bütün oluşturmuş. Elif ‘in dedesiyle olan bağı, ondan aldığı terbiye, ona kazandırdığı manevi değerler de esere ayrı bir güzellik katmış. Büyüklerimizden alacağımız güzel bir terbiyenin manevi yönümüzün olgunlaşmasında ne kadar önemli bir yeri olduğunu anlıyorsunuz.

“İnsanın sevdikleriyle arasına toprak girince sevgisi geçmiyordu ki. Hatta özlem ve keşkeler ile daha çok yoğunlaşıyordu hissettikleri. Mesela dedemi kaybettikten sonra onun benim hayatımdaki önemini anladım ve onu ne kadar çok sevdiğimi fark ettim.” (139.s.)

Bazı eserler vardır ki hayata, insanlara, özünüze gönül gözüyle bakmanıza vesile olur. Belki bu yeni ve derin bakış, acı  -tatlı bazı olayların hikmetini idrak etmenize yardımcı olabilir. Böyle eserlerin son sayfasına gelip kitabı bitirmiş olsanız da aslında içinizdeki yolculuğun adımlarını atmaya devam edersiniz. O eserdeki bazı sözler elinizde tuttuğunuz bir mum misali yolunuzu aydınlatır. Elif ‘in yolunu Mevlânâ ve Şemsi Tebrizi’nin derin sözleri aydınlatmıştır.

Nalan Güven, bir anlamda, sanki bu aydınlıktan payımızı almamızı istemiş ve Gönül Kapısında Bir Elif ‘le bizleri o kapıya götürecek yolculuğa hazırlamış. Kendi kelamıyla ve kelam -aşkla bizi o kapıyı çalmaya davet ediyor. İncelikle, duygusallıkla ve hikmetli sözlerle bezenmiş bir anlatımla bizleri kelamı aşkla buluşturuyor. Hakiki aşkın kapısına varanlardan olmak dileğiyle iyi okumalar diliyorum ve bizleri bu aşkla buluşturan Nalan Güven ‘e, bütün gönül dostlarına teşekkür ediyorum. Mevlânâ ‘ya, Şemsi Tebrizi ‘ye, hayata kalp gözüyle bakan bütün Allah dostlarına, bu aşka hürmet edenlere selam olsun!

“… Sen, seni sırra ulaştıracak kapıyı çalmayı bil! Gönül kapısında bekleyen Elif gibi dimdik ve emrolunduğu gibi dosdoğru olunca açılır ancak kilitler.” ( 130.s.)

Eserden Bölümler:

“Ümitsizlik semtine gitme; ümitler vardır.         Karanlık tarafa gitme; güneşler vardır.”                         (Mevlânâ Celâleddin-i Rumi, 20.s.)

“… Uykunun dahi unutturamadığı acılar varmış, öğrendim…” ( 46.s.)

” Anladım ki susmak bir cüsse işi… Derin denizlerin işi…                                                           ( …)                                                                         Sükût her zaman daha manalı, daha derindir. Kalbe sözden çok sükûttan manalar akar. İnsan evrendeki sükûtu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı…” ( Şems-i Tebrizi, s.47-48)

” Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de…”                                                    ( Şems Hazretleri, 56.s.)

“… Geleceğin konforu çocukluğun koltuğunda gizli olmalı. O çocukluk tarihi ki istikbalin yapı taşları. Ben de günlük yaşamımı daima çocukluğum ile harmanlayarak yaşayanlardanım. Yaşım kaç olursa olsun geçmişimle paralel yaş alıyor ve kayıplarım, acılarım, mutlu anlarım hep aynı tazeliği içinde anıma yön veriyordu…”                                                           ( 61.s.)                  ” … Hiçbir savaş zafer getirmez. Asıl fetih barıştır…”( 70.s.)

“… Her zorluğa karşı illa bir çözüm bulunur yavrum. Yeter ki sen aramayı bil!”  ( 82.s. )

 

https://edebiyatvesanatakademisi.com/kitap-ozetleri-ve-elestirileri/manevi-yolculukta-bir-yol-arkadasi-gonul-kapisinda-bir-elif-nalan-guven/68404

EDEBİYAT VE SANAT AKADEMİSİ / KİTAP ELEŞTİRİ VE ÖZETİ YORUM : Sevim Kınalı   Manevi Yolculukta Bir Yol Arkadaşı: "G...

Devamı »

Bilir misiniz insanın kendine yalan söylemeden yaşaması ne kadar da zordur?

Bir çıngıraklı yılanın başıymış gibi gülümserken yaşam, sahte bir oyunun içinde buluveririz kendimizi. Ağlarken içimize sızan zehir, gülerken de farklı değildir. Azar azar işler tenimizden hücrelerinize doğru… Zaman akıp gider tutamadığımız bir hızda. Geriye dönüp baktığımızda hüzün kalsın istemeyiz ama hatırlanan mutlu anlar hep daha azdır.
Yalnızlıktan şikâyet edip, kaçarız korunduğumuzu sandığımız kendimize. Oysaki, en büyük düşman beynimizi kemiren cümlelerimizdir. Söyleyemediklerimiz. Dilimizin ucuna gelip yutkunduklarımız. Tıpkı kahkahalar ardına gizlenip gülerken, içine doğru akan yaşların acıya dönüşmesine engel olduğumuz gibi engelleriz düşüncelerimizi de. Yasaktır konuşmak. Yasaktır doya doya ağlamak… Yasaktır dünyaya sövmek… Hatta, yasaktır adam gibi sevmek…
Kendimizi bile sevmeyi unutmuşken, bir yabancıyı nasıl sevmeli? Nasıl hoşgörü içinde yaklaşmalı? Dünya kendi içinde alevlerle tutuşmuş. Komşumuzda yangın, açlık, göç… Bunca savaşın ortasında günlük dertlerimize yanan bizler ve de sanki etraf güllük gülistanlıkmış gibi kör olmuş gözlerimizle sosyal medyada en güzel pozları verenler yine bizler değil miyiz?
Sahte mutluluk elbisesi dar gelse de bedenlerimize, nefes almamak pahasına taşırız gülümseyerek. Nerde, “Yeter be…” diye soyunacak cesaret! Kararttığımız profillerin ardında içimiz buruktur, lakin daha fazlası da gelmez elimizden. Belki de içimizde devam eder kavgamız. Aşk cümleleri yazarken birden kendimizi isyan cümlelerine düşmüş buluruz, tıpkı benim gibi…
Neden sürekli Aşk’a Dair yazılar yazdığımı sorduklarında, cevabım hep aynıdır, “Varoluş sebebimizdir aşk. Dünya ve tüm mahlukat aşk ile yaratılmamış mı?”derim. Bana göre; savaşlar, kavgalar, bireysel ve toplumsal mutsuzluklar hepsi sevgisizlikten, aşkı unuttuğumuzdandır. Çocukluğumuzdaki gibi dünyaya aşk ile bakmayı yeniden hatırladığımızda birçok sorunla daha kolay başa çıkabiliriz. Bir çocuk masumiyetine dönüşse vicdanlarımız daha kolay affedebilir, silahlarımızı bırakabiliriz. Yeniden gülmeyi öğrenebilir ve hatta düştüğümüz zamanlarda da kalkıp, hayata kolayca devam edebiliriz.
Maskelerimizi çıkartabilmeyi başarabilirsek eğer ve yalancı aynalardan çevirirsek yüzümüzü içimize doğru, kaybettiklerimizi bulabiliriz… Eski fotoğraflardaki gerçek sahnelere dönüştüğünde yaşam ve aşk gelip oturduğunda başköşeye yeniden huzura erebiliriz belki…
Aşk ile yol almanız dileğiyle.
Nalan Güven

Bir çıngıraklı yılanın başıymış gibi gülümserken yaşam, sahte bir oyunun içinde buluveririz kendimizi. Ağlarken içimize...

Devamı »