20. İZMİR KİTAP FUARI / 26 Nisan 2015

028

Devamı »

TAHİR İLE ZÜHRE – Edebiyatist Dergisi / Ağustos 2015

tahirilezuhre

HOŞ GELDİN EY AŞK…

Bilir misiniz Tahir ile Zühre’nin hikâyesini? Karşılık beklemeden sevmeye en güzel örnektir. Bakışmadan görmeye, konuşmadan dinlemeye, dokunmadan hissetmeye ve de hasret ile yanıp gülümsemeye benzer sevdanın tadı. Bin acıya bedel ödenir de vefa bile aranmaz maşukun gölgesinde. Karşılığı gönüle düşen ateştir, uykuyu çalan hayaldir. Belki de birazcık umut, sevgilinin gönlünde ayrılan bir köşeye…

Neden mi konumuz hep aşk? Yüzyıllar öncesinde kalan sevda masallarını günümüze taşıyan başka bir güç var mı bu dünyada?
Aramakla geçer insanoğlunun ömrü… Âdem ile Havva’dan bu yana süregelen bir serüven bu. Kimi penceresinin önünde seher vakti ettiği duanın ruha verdiği huzur gibi kavuşur sevdiğine, kimi bir ömrü geçirir o pencerede sevgiliyi beklemekle. Şikâyetçi değildir ne bekleyişten ne de zamanın insafsız gülümseyişinden. Cefa zevktir aşığın yolunda. Bir ümit kırıntısı ile ne sofralar kurulur o gönülde. Hayallerden meze, şarkılardan meşk edilir. Zühre yıldızını şahit kılıp karanlıklar içinde bir bekleyiştir sevda türküsü. Zaten aşk insanın kendinden geçmesi değil midir? Ya da kendine yenilmesi? Şafağa ermeden geceye gün doğmasını ummak kadar imkânsız olsa dahi vuslat kozasına erer elbet her duanın sonu. Sevgilinin uykusuna bekçi olup mumu eksik sofrada aşka kaldırılan kadeh tek gecelik de olsa, tekrar edilir her düşün kollarında. Ateşe değdiğinde yanacağını bilen pervane misali dört dönülür ışığın etrafında. Zühre’nin Tahir’i beklediği gibi, Tahir’in Zühre uğruna nice sevdalardan vazgeçtiği gibi bir avuç toprağa razı kesilir dünya malı. Aynalar gizler gerçeği, sırrı dökülmedikçe gönülden. Aşktır kaleme değen, dilden dökülen. Masal olur anlatılır, hikâye olur dinlenir, roman olur okunur. Aşk öldürür ama ölmez. Her toprakta yeni bir can bulur, filiz verir. Tek ihtiyacı yağmur yüklü buluttur.

Tıpkı Nâzım Hikmet’in dediği gibi; “Tahir olmak da ayıp değildir, Zühre olmak da…” Bütün iş yürekte…
Aşk ile yol almanız dileğiyle.
Nalan GÜVEN

TAHİR İLE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
yani yürekte….

Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela Kuzey Kutbu’nu keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil..

Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil…
Nâzım HİKMET

HOŞ GELDİN EY AŞK… Bilir misiniz Tahir ile Zühre’nin hikâyesini? Karşılık beklemeden sevmeye en güzel örnektir. Bakışmad...

Devamı »

İŞTE BU YÜZDEN SEVMİYORUM HAZİRAN AYINI – Edebiyatist Dergisi

nl (1)Omzunda hüngür hüngür ağlayabilseydim keşke… Sana anlatabilseydim sensiz geçen onca günü, geceyi… Hesabını sorabilseydim, yüzüne, sesine hasret yıllarımın… Beni sensiz kalmaya mahkûm ettiğin o günden beri, hayatın tüm kapıları kilit kilit üstünde… Hiç de uğraşmıyorum açmak için… Hafifçe aralanacak olsa ben kapatıyorum açılan kapıları…
Hani beni kollarının arasına alıp sımsıkı sarıldığın o resmimiz var ya! O resim aynanın bir kenarında… Çok dayanılmaz oldu mu hasretin, kapatıyorum gözlerimi, giriveriyorum resmin içine… Kolların sarıyor beni. Sıcağını hissediyorum. Kulağıma şarkılar mırıldanıp, hatta içinden beni sevdiğini bile söylüyorsun…
Sen de özlüyorsun beni biliyorum… Gittiğin yerlerde, genç bir kız gördüğün zaman dönüp başını bakıyorsun… Dudaklarında buruk bir tebessüm, ‘Büyüdü mü şimdi bu kadar?’ diye kendi kendine soruyorsun…
Arada birkaç mektubun geliyor… Hepsini defalarca okuyup başucumdaki çekmecede saklıyorum… Uyumadan evvel her gece, bir daha bir daha okuyorum… Her bir mektubunda, uzun uzun nasihatler edip, ‘Hayat mücadele etmektir, dayanmalısın!’ diyorsun. Hiç bir mektubun neden beni bu mücadelede tek başıma bıraktığını anlatmıyor… Ve hiçbir sorunun cevabı açıklamıyor, bu hayat neden sensiz baba?

Yıllar oluyor sana bu mektubu yazalı… Özlemin daha da büyüdü içimde. Artık dönemeyeceğin kadar uzaktasın biliyorum… Biliyorum ama telefon rehberimde numaran kayıtlı duruyor, silemiyorum bir türlü. Sanki arasam, “Alo” diyen sesini duyacağım, sanki hep bir adım gerimdeymişsin, sanki adımlarımı gözlermişsin gibi…
Çocukken ağladığım zamanlarda hep, “Baba” diye ağlardım. Büyüdüm büyümesine fakat hâlâ senin çocuğunum. Ağlamıyorum eskisi gibi ama bazı zamanlar yine içimden sana “Baba” diye sesleniyorum, duyuyor musun?
“İnşallah” demiştin o son telefon konuşmamızda, “İnşallah birlikte daha çok görecek günlerimiz var…” Ben senin o ümidinde kaldım. Severek yaşadığın bu dünyadan istemeden gidişinde takıldım… Bana öğrettiğin neşeli hayat şarkılarının içinde arar dururum nicedir seni… Çaldığın piyanonun tuşlarında parmaklarının izi görür, kulağımda sesini duyarım; “Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar…”
O şarkının sözleri gibi sen de her gün beni düşünür, her gün beni anar mısın?
Özledim baba… Karşına alıp öğüt vermelerini, gençlik anılarını dinlemeyi ve sen anlatırken ben yanında bir nokta kadar küçülmeyi… Özledim daha bir çok şeyi… Senden kalan ve yaşamak için ötelere bıraktığımız o geleceği…
Bir babalar gününde sana aldığım o çerçevede resmimiz olsun istemiştim. Belki de gerek yoktu, sen daha iyi bilirdin. Bak yine babalar günü geldi. Bu yıl da diğer yıllarda olduğu gibi sana hediye seçeceğim ve kıskanacağım babası olan çocukları.
“Baba” diye seslenmeyeli ne çok oldu… İşte bu yüzden sevmiyorum Haziran ayını.

NALAN GÜVEN

Omzunda hüngür hüngür ağlayabilseydim keşke… Sana anlatabilseydim sensiz geçen onca günü, geceyi… Hesabını sorabilseydim...

Devamı »