İŞTE BU YÜZDEN SEVMİYORUM HAZİRAN AYINI – Edebiyatist Dergisi

nl (1)Omzunda hüngür hüngür ağlayabilseydim keşke… Sana anlatabilseydim sensiz geçen onca günü, geceyi… Hesabını sorabilseydim, yüzüne, sesine hasret yıllarımın… Beni sensiz kalmaya mahkûm ettiğin o günden beri, hayatın tüm kapıları kilit kilit üstünde… Hiç de uğraşmıyorum açmak için… Hafifçe aralanacak olsa ben kapatıyorum açılan kapıları…
Hani beni kollarının arasına alıp sımsıkı sarıldığın o resmimiz var ya! O resim aynanın bir kenarında… Çok dayanılmaz oldu mu hasretin, kapatıyorum gözlerimi, giriveriyorum resmin içine… Kolların sarıyor beni. Sıcağını hissediyorum. Kulağıma şarkılar mırıldanıp, hatta içinden beni sevdiğini bile söylüyorsun…
Sen de özlüyorsun beni biliyorum… Gittiğin yerlerde, genç bir kız gördüğün zaman dönüp başını bakıyorsun… Dudaklarında buruk bir tebessüm, ‘Büyüdü mü şimdi bu kadar?’ diye kendi kendine soruyorsun…
Arada birkaç mektubun geliyor… Hepsini defalarca okuyup başucumdaki çekmecede saklıyorum… Uyumadan evvel her gece, bir daha bir daha okuyorum… Her bir mektubunda, uzun uzun nasihatler edip, ‘Hayat mücadele etmektir, dayanmalısın!’ diyorsun. Hiç bir mektubun neden beni bu mücadelede tek başıma bıraktığını anlatmıyor… Ve hiçbir sorunun cevabı açıklamıyor, bu hayat neden sensiz baba?

Yıllar oluyor sana bu mektubu yazalı… Özlemin daha da büyüdü içimde. Artık dönemeyeceğin kadar uzaktasın biliyorum… Biliyorum ama telefon rehberimde numaran kayıtlı duruyor, silemiyorum bir türlü. Sanki arasam, “Alo” diyen sesini duyacağım, sanki hep bir adım gerimdeymişsin, sanki adımlarımı gözlermişsin gibi…
Çocukken ağladığım zamanlarda hep, “Baba” diye ağlardım. Büyüdüm büyümesine fakat hâlâ senin çocuğunum. Ağlamıyorum eskisi gibi ama bazı zamanlar yine içimden sana “Baba” diye sesleniyorum, duyuyor musun?
“İnşallah” demiştin o son telefon konuşmamızda, “İnşallah birlikte daha çok görecek günlerimiz var…” Ben senin o ümidinde kaldım. Severek yaşadığın bu dünyadan istemeden gidişinde takıldım… Bana öğrettiğin neşeli hayat şarkılarının içinde arar dururum nicedir seni… Çaldığın piyanonun tuşlarında parmaklarının izi görür, kulağımda sesini duyarım; “Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar…”
O şarkının sözleri gibi sen de her gün beni düşünür, her gün beni anar mısın?
Özledim baba… Karşına alıp öğüt vermelerini, gençlik anılarını dinlemeyi ve sen anlatırken ben yanında bir nokta kadar küçülmeyi… Özledim daha bir çok şeyi… Senden kalan ve yaşamak için ötelere bıraktığımız o geleceği…
Bir babalar gününde sana aldığım o çerçevede resmimiz olsun istemiştim. Belki de gerek yoktu, sen daha iyi bilirdin. Bak yine babalar günü geldi. Bu yıl da diğer yıllarda olduğu gibi sana hediye seçeceğim ve kıskanacağım babası olan çocukları.
“Baba” diye seslenmeyeli ne çok oldu… İşte bu yüzden sevmiyorum Haziran ayını.

NALAN GÜVEN

nl (1)Omzunda hüngür hüngür ağlayabilseydim keşke… Sana anlatabilseydim sensiz geçen onca günü, geceyi… Hesabını sorabilseydim, yüzüne, sesine hasret yıllarımın… Beni sensiz kalmaya mahkûm ettiğin o günden beri, hayatın tüm kapıları kilit kilit üstünde… Hiç de uğraşmıyorum açmak için… Hafifçe aralanacak olsa ben kapatıyorum açılan kapıları…
Hani beni kollarının arasına alıp sımsıkı sarıldığın o resmimiz var ya! O resim aynanın bir kenarında… Çok dayanılmaz oldu mu hasretin, kapatıyorum gözlerimi, giriveriyorum resmin içine… Kolların sarıyor beni. Sıcağını hissediyorum. Kulağıma şarkılar mırıldanıp, hatta içinden beni sevdiğini bile söylüyorsun…
Sen de özlüyorsun beni biliyorum… Gittiğin yerlerde, genç bir kız gördüğün zaman dönüp başını bakıyorsun… Dudaklarında buruk bir tebessüm, ‘Büyüdü mü şimdi bu kadar?’ diye kendi kendine soruyorsun…
Arada birkaç mektubun geliyor… Hepsini defalarca okuyup başucumdaki çekmecede saklıyorum… Uyumadan evvel her gece, bir daha bir daha okuyorum… Her bir mektubunda, uzun uzun nasihatler edip, ‘Hayat mücadele etmektir, dayanmalısın!’ diyorsun. Hiç bir mektubun neden beni bu mücadelede tek başıma bıraktığını anlatmıyor… Ve hiçbir sorunun cevabı açıklamıyor, bu hayat neden sensiz baba?

Yıllar oluyor sana bu mektubu yazalı… Özlemin daha da büyüdü içimde. Artık dönemeyeceğin kadar uzaktasın biliyorum… Biliyorum ama telefon rehberimde numaran kayıtlı duruyor, silemiyorum bir türlü. Sanki arasam, “Alo” diyen sesini duyacağım, sanki hep bir adım gerimdeymişsin, sanki adımlarımı gözlermişsin gibi…
Çocukken ağladığım zamanlarda hep, “Baba” diye ağlardım. Büyüdüm büyümesine fakat hâlâ senin çocuğunum. Ağlamıyorum eskisi gibi ama bazı zamanlar yine içimden sana “Baba” diye sesleniyorum, duyuyor musun?
“İnşallah” demiştin o son telefon konuşmamızda, “İnşallah birlikte daha çok görecek günlerimiz var…” Ben senin o ümidinde kaldım. Severek yaşadığın bu dünyadan istemeden gidişinde takıldım… Bana öğrettiğin neşeli hayat şarkılarının içinde arar dururum nicedir seni… Çaldığın piyanonun tuşlarında parmaklarının izi görür, kulağımda sesini duyarım; “Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar…”
O şarkının sözleri gibi sen de her gün beni düşünür, her gün beni anar mısın?
Özledim baba… Karşına alıp öğüt vermelerini, gençlik anılarını dinlemeyi ve sen anlatırken ben yanında bir nokta kadar küçülmeyi… Özledim daha bir çok şeyi… Senden kalan ve yaşamak için ötelere bıraktığımız o geleceği…
Bir babalar gününde sana aldığım o çerçevede resmimiz olsun istemiştim. Belki de gerek yoktu, sen daha iyi bilirdin. Bak yine babalar günü geldi. Bu yıl da diğer yıllarda olduğu gibi sana hediye seçeceğim ve kıskanacağım babası olan çocukları.
“Baba” diye seslenmeyeli ne çok oldu… İşte bu yüzden sevmiyorum Haziran ayını.

NALAN GÜVEN

Yazar Hakkında

Nalan Güven

Soru sormayı bıraktım kendime Neden, niçin, nasıl... Bilmiyorum ötesini Ansızın kaçıp gideceğim bir gün geldiğim gibi Gideceğim gitmesine ama kim diyecek bana sen gibi "Canımın içi..."

İlgili